ALTIN BUZAĞI ve İNSAN KİMYASI 1

AÇIKLAMA: Makale 2009/10 yıllarında bir haber portalı için yazdığım ve yayınlanan 4 seri makalenin 1. makalesidir.  Yazının gidişatımızı ve günümüzü ne denli tespit ve tahlil ettiğine ibretle bakınız lütfen!.

***

Acı kelamı insan kısa kesip atmak ister. Ama bazen o acı kelam alır başını uzar-gider.

Evet, acı kelam edeceğim müsaadenizle. Kesinlikle acı, ironik, trajik ve argonun karşı konulmaz cazibesine teslim olarak yazmak istiyorum..!

Kendim olmak istiyorum müsaadenizle. Müsaadenizle, parçası olduğumuz bu yalan ve yavanlaştırılmış dünyanın gerçek yüzünü, çıplaklığını gözünüze sokmak istiyorum azcık!

Ümitsizlik bulaştırmak istemiyorum ortalığa ancak yersiz ve yalancı bir ‘umut’un da safında bulunmak istemiyorum hiç şüphesiz.

İçimiz-dışımız dünya işleri ve menfaati olmuş. Yegane tasamız ve kaygımız geçim ve kalım tasası olmuş. Mal-mülk edinme yarışının en adi, en aşağı, en korkunç, en çarpık ve en zalimce zamanlarını yaşıyoruz sanırım!

Dünya işleri derken, dünyada yapılacak sonsuzca güzel iş, halka ve hakka hizmet türünden işleri kastetmiyorum elbette. Çünkü öyle işler yok ortalıkta, o işleri yapacak cevval, ehli hak erkekler de ne yazık ki yok ortalıkta.

İktidar sahipleri, makam sahipleri, siyasiler, burjuvazi, faizci beyler, kapital sahipleri, derebeyleri, eşkiyalar, teröristler, kaçakçılar, çeteler, iç ve dış güç odaklarının yoğunlaştığı yegane şey tümden mülk ve para olmuştur. Yeryüzünün varlık gerekçesi artık paradır. Para nerdeyse herkesin yegane tanrısı, yegane tasası ve yegane mutluluk aracı olmuş bulunmaktadır. Belki şu yukarıdaki tümcenin ‘nerdeyse’ si yine benim iyi niyetimden kaynaklıdır!

Bunu itiraf etmekten kaçıyoruz ateşten kaçar gibi. Sürdürebildiğimiz yere kadar bu gerçeğin üzerini örtmeyi sürdürmek niyetindeyiz. Hiç kimse ‘Kral Çıplak’ “Düzen Bozuk” demeye yanaşmıyor ve yanaşmayacak da. Hiç kimse ‘Ben azılı bir putperestim!’, ya da ‘Sen azılı bir putperestsin!’ demeye yanaşmıyor!

Çünkü, tasamız, kaygımız, putumuz bir! Seni kınayacak olsam yarın o puta ben nasıl tapacağım!? Herkes bu müşterek puta tapıyorken ben neden gayrı kalmanın tasasını çekeyim!? ‘Altın Buzağı’ya sırt dönülür mü hiç!?

Evet, ‘Altın Buzağı’ bir tesadüf değildir! Hz. Musa’nın yokluğu değildir Altın Buzağının varlık sebebi; insanoğlunun ezelden ebede doğru ilettiği mesajıdır kendi varlığıyla her ‘iki millet’e! Hanif Millete ve Cahiliye (küfür) Milletine!.. Altın Buzağı Hz. Musa’ya, Hz Adem’e inen vahyin devamıdır, hatta zirve noktasıdır anlayan kavimler ve insanlar için. Altın Buzağı asla bir tesadüf değildir! İlk mesajı Ademin oğulları Habil ve Kabil vermiştir bu bağlamda! Neylersiniz ki biz insanlar hakikatle hemhal olmadığımız ve amel etmediğimiz için hakikati de mesajı da anlamıyor ve gitgide yitiriyoruz!

Memleketin haline bir bakın! Cadı kazanı gibi kaynıyor! Kahraman kaynıyor ortalık! Kurtarıcı kaynıyor! Hepsi öyle bir vatan aşkına düşmüşler ki!.. Öyle canhıraş bir kavgaya tutuşmuşlar ki vatan-millet aşkına! O diyor ‘Ben kurtaracam!’ memleketi, öteki diyor ‘Ben!’..  Hepsi birer Don Kişot, hepsi Battal Gazi, hepsi birinci sınıf-safkan Türkiye Cumhuriyeti aşığı! Damarlarını kessen kırmızı beyaz akacak kan!..

Koca bir millet bu curcunayı seyrediyor ekranlardan! Herkes kendi Don Kişot’unun peşinde! Herkes ‘En büyük asker bizim asker’ tadında takılıyor! Ya da; ‘Çok güzel hareketler bunlar!’ tadında takılıyor! Halbuki ne ‘büyük asker’ var ortalıkta ne de ‘güzel hareket’ler var. Tüm alkışlar ve soytarılıklar menfaat için. Yahut da kör cehaletin şahlanışı… Yahut çürüme!..

Siyaset dünyası magazin medyasını ortalıktan kaldırdı. Magazin yayınlamaya ekranlarda yer kalmadığı gibi, milletin de magazin izlemeye ne zamanı var, ne de gerekçesi var artık. Siyaset dünyası ulusal ve uluslar arası bağlamda 1. sırada bir izlektir uzun zamandır!

Yılardır; “O şöyle dedi” , “Öteki şu cevabı yapıştırdı!” “Az sonra!..” formatında bir dünyamız var artık. Artık hepimiz mankafa, ya da “format kafa” olduk. Tıpkı futbol taraftarlığı gibi körü körüne siyasi parti tutuyoruz. Veya “En büyük başkan bizim başkan!” enayiliğinde takılmaya devam ediyoruz.

Bu vaziyet ülke içerisinde ve dışarısında aynıdır, ilişkilidir ve birbiriyle entegredir bu bozulma; dışarısı içeri olmuştur-içerisi de dışarı..! Lakin bizim yozlaşma ve bozulmamız dışarıdaki bozulmadan daha hızlı, daha şuursuz ve korkunçtur! Öyle görünüyor maalesef! Tamamen içeriksizleşiyoruz!..

Yani her zaman ve devirde dava, “Altın Buzağı” davasıdır.

Ve en kötüsü, bu mankafalıktan kurtulmak isteyecek olursak, azcık insan olmaya ve bir takım eski ve yeni güzel değerlerle donanmak isteyecek olursak artık bunun mümkün olamayacağıdır. Yani, zararın hiçbir yerinden geri dönemeyebiliriz dönmek istesek de. Çünkü bunun yolu kapanmış, kapatılmış gibi geliyor bana.

Tek tip insan projesi gerçekleşmiş durumda sanki! Gözler, gönüller ve zihinler bu illüzyondan kurtulamayabilir ve perdeyi hiçbir zaman kaldıramayabilir diye korkuyorum bu tektiplilik ve formatlanmışlık yüzünden. Körler köyündeki gözü gören adamın sonunda gözüne mil çekip kendini de kör etmesi misali! Hatta ondan da beter olarak: “Kendini kör zanneden göz sahiplerine gözleri ve görmeleri olduğunu anlatamamak gibi!”

Herkes menfaati doğrultusunda biçimlenmiş bulunmaktadır. Öyle ki menfaatiyle özdeş olmuştur. Tam bir “Fenafilmenfaat”(!) vaziyeti!

Menfaat odakları birdir, aynıdır veya ilişkilidir artık dünya üzerinde. Lira aşkına, dolar aşkına, yuro aşkına düşmüş bir dünyanın yaman neferleriyiz. Bu bitmek bilmez particiliklerin altında ne var sanıyorsunuz? Bu iktidar olma, devlet kurma, millet olma heveslerinin altında ne yatıyor sanıyorsunuz!? Herkes aynı tanrının, mangır tanrısının yüksek sesli emrine, çağrısına koşmaktadır canhıraş bir vaziyette! Yoksa Türklük kime ne, Kürtlük kime ne, Irak kime ne, Afganistan kime ne!? Pasta davasıdır dava, paçavra-para davasıdır dünyayı kasıp kavuran. Altın Buzağı’dır mesele!

Hazır 2012’de kıyamet de kopacakken cennetten köşkler satın almak için yuro lazım! Güneş misali olan cehennemden; şimdiki büyüklüğüyle dünyadan 1 milyon 303 bin kat daha büyük olan Güneş’in yüzeyinden öte tarafa geçmek için zebanilere rüşvet olarak ödemek üzere yuro lazım..!

Altın Buzağı’yı öbür tarafa kadar götürecekler ama bu buzağı Güneşin 15 bin santigrat derece ateşine nasıl dayanacak!?

Allah akıl-fikir versin cümlemize diyeceğim ama akıl-fikir kimin umurunda!? Aklın değeri ancak “Altın Buzağı”lar edinebilmeye endeksli olarak değerlenmektedir; akıl ve altın buzağı paritesi..! Hatta, Allah Taala bile bize “Altın Buzağı” verecekse severiz Zatını! Haşa..!

“Ey Muhammed, şayet Allah’ın Resulü isen, Allah’ına söyle bize gökten melekler indirsin, ya da Mekke’nin şu dağlarını altın yapsın da biz de Allah’ın Resulü olduğuna inanalım” mealinde söylendiler Peygamber’e. (A.S). Ne onların o istekleri esnasında melekut indi yere, ne de Mekke’nin dağları altın olsun istendi O Rasul tarafından. Ama Muhammed A.S.’ a iman edenler, işte bunların hiç biri olmadığı halde ona iman ettiler.

Evet, talibi bulunmayan mal satılmayacağı gibi, talibi olmayan hiç bir değer ve erdem de var olamaz maalesef. Çünkü değer ve erdem’in varlık bulacağı yer insanın sadrıdır, başıdır, yüreğidir. Kötülüklerin anası olan dünya sevgisi, meta sevgisi akılları baştan almışken, tüm değerler parasal meblağlara indirgenmişken, milletlerin kaderi dahi bu uğurda veresiye satılmışken kimin umurunda akıl, ahlak veya inanç gibi değerler? Bu değerler bile ancak para ederlikleri oranında değerli ya da gereklidirler.

Velhasıl kelam; yegane ölçüt mangır olmuştur dünya üzerinde. Haşa, yegane belirleyici para olmuştur. Bunun delili ülkemizde; “Devletin deniz olan malıdır ve onu yemeyenin keriz olmasıdır.” Bol partili ve bol partizanlı-bol palavralı siyaset dünyamızdır delili. Gelenin bir ömürlük gelip bir daha gitmemesidir devletin ve milletin başından. Bol suç örgütlü, bol hırsızlı, bol sapıklı ve hastalıklının yaşayabilmesidir bu topraklar üzerinde delil.

Dünyadaki örneği ise çokça ideolojinin seyrinin kapitalizm ya da liberalizmle örtüşüp son bulmasıdır. En yakın tarih itibariyle 11 Eylül senaryosu ve uzantısı olan Irak’ın ve Afganistan’ın işgalidir. ABD’nin dünyaya olan onca borcudur delil, onca borcuna rağmen bir Merkez Bankasının bile bulunmamasıdır. Diğer ifade şekliyle Amerikan Merkez Bankasının bir devlet kurumu olmayıp Yahudi kimselere ait olmasıdır vs.

Dava, maalesef “Altın Buzağı” davasıdır hala. Halbuki ne altın buzağılar geçti kursağımızdan; nice altın buzağı yedik de doymadık. Ve doymayacaklar da altın buzağılara ve altın buzağıların aşkına…

Ve altın buzağının cazibesiyle bolca edinilebilen “beyaz et aşkına” da doymayacaklar..!

Yazının devamında buluşmak üzere haftaya…

 

Bayram Karaman

2009/2010 yılında yayımlanan köşe yazım

1. Makale

 

Telif hakları Bayram Karaman ve Hakikat Okuluna aittir. Ticari yayın mecralarında izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz ve yayımlanamaz.

(Visited 32 times, 1 visits today)

About The Author

You might be interested in

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir