NEFİSTEKİ KÂFİR!

Öncelikle bu satırları küçümseme insanoğlu! Can kulağıyla, akıl ve izanla oku ve anlamaya bak!.. Belki bir faydasını görürsün ve o faydayı dağıtırsın sen de insanlara!..
Kusur ve eksikler biz boyundan büyük işlere kalkışan kula aittir. Hakikati aktarabilmek onda yok olanlara aittir.
Hakikat kusursuzdur, biz insanlar ise kusurluyuz kendi cehaletimiz, kayıtlanmalarımız, zanlarımız, yanılsamalarımız itibariyle…
***
Nefisteki *kafiri görmek ve onu gerçekten öldürmek gerek!.. Ki insan olabilelim; bizdeki hakikat ortaya çıksın! Yani fıtrat değerlerimiz, yaratılış değerlerimiz, gerçek değerlerimiz ortaya çıkabilsin ki neyin ne olduğunu anlayabilelim!
Ki doğru yaşayabilelim şu hayatı hem kendimiz adına, hem diğer insanlar ve yaratılmışlar adına!.. Ki iki cihanımız hüsran olmasın!..

Anla lütfen sevgili insan! Gerçekten ara, bul ve öldür nefsindeki kafiri! Yoksa o seni öldürecek! Yani sendeki hak ve hakikati öldürecek; sendeki hayatı öldürecek, insanlığı öldürecek!..
Sen peygamberlerle alay ediyorsun ama etme; aksine kulak ver ne diyorlar ve neden diyorlar diye! Aldatmasın seni dünya, heva, yalan ve yanılsamalar!
Zordur bu mücadele ama samimi olursan muvaffak eder Allah Taala. Nefsinin safında olan nefsini görmez! Düşmanını dost bileni uyandıramazsın ya düşmanına karşı; işte öyledir bizim durumumuz da!
Hevamızın ve nefsimizin safında olarak elbette nefsimizi ve hevamızı kutsarız; hakikatimizi görmeyiz ki kutsayalım! Celladımızla aşk yaşarız anlayacağınız! İş işten geçince uyanırız ama iş işten geçmiş olur!

Nefs ile mücadele etme yolunun başı-başlangıcı nefsin yüceltilme-mesidir; aksine istikrarlı olarak gözlemlenmesi, ölçülmesi ve yerilmesidir her hatasında, kusurunda, yanlışında! Nefsini yer ve yerilmesine müsaade eyle; levm eyle nefsine ki görebilesin onun emmareliğini yahut kötülüğünü!..
Bizi zavallı kılan şey cüssesi bir çekirdek kadar olan ama ateşi cehennem kadar olan nefsimizdeki **şeytan yahut kafirdir! Zaten cehennem tam da onun varlığının karşılığıdır! O zalim, cahil ve de maalesef bize galip olmuş tarafımızı ıslah etmek; şeytanımızı müslüman etmek zorundayız!

Lakin biz o zalimi inkar etmeyi; şeytanı da, rahmanı da inkar etmeyi marifet sayar ve maalesef o zalimi, o kafiri, o münafığı, o iblisi besleriz! Çünkü Rahmana ve şeytana inanmak; yahut inanmanın kendisi bir ayıpmış gibi, bir kusurmuş gibi algılanır olmuştur çağımızda! Haklı veya kasıtlı olarak oluşan-oluşturulan algılar sebebiyle inanç ayıp haline getirilmiştir! Donanımsız ve cahil nefs tam da bu algıdan beslenir ve büyür iyice! Çünkü nefse hakikatini gösterecek; müspet ve menfisini gösterecek hiçbir şey kalmamış olur!

“Din mi? Aman Allah’ım! Kaç kurtar kendini dinden!…” Çağ dışı!!..

Halbuki tam tersine her ne ile besleniyorsa nefs, rızkını kesmeli şuurlu bir şekilde! Nefsini küçümseyen ona yenilmeye mahkumdur! Sen onu fark edip ona savaş açtığında o da seni öldürmeye çalışacaktır kesinlikle! Tecrübeyle sabittir! Sükunetle ve aklı selim ile mücadele et şedit yanınla sevgili insan; sonra dizini dövmekle telâfi edemezsin hatalarını bu kardeşin gibi!..

Asla pes etme ve mücadeleye devam et! Dikkat et! Onun rızkını; besin kaynaklarını kes diyoruz sana! Sakın onu besleme! Onu beslemediğin sürece o zayıf düşe düşe teslim olacak; Müslüman olacaktır nihayet şeytanın! Ve senin hakikatin selamete çıkacak; anlayacaksın o zaman neyin ne olduğunu!
Müslüman dediğimiz hakikaten Müslüman işte; nefsinin Müslümanı değil bahsettiğimiz, hakikaten Hâkka teslim olan bir nefsin olacak!..
Ancak onun müslümanlığına dahi güvenme ve onu Hak ve hakikatte yok olmaya ikna et! Ta ki o mümin olup da sende ikilik kalmayasıya ve sen de hakikatte yok olasıya dek!..

Allah Taala’nın, Sevgililer Sevgilisinin mülkünde ta ki O’nun bir HÜKMÜ mesabesinde olasın! Ne zaman ki hakikatin lezzeti tadılır o zaman ayaklar altına alırsın nefsindeki kafiri de, şeytanı da, tağutu da, dünayayı da!.. Tağutun, dünyanın ve kendindeki şerrin kulu değil efendisi olursun o zaman!

Ey insanoğlu! Hâk ve hakikat de sende, şeytan da sendedir. Sen hangisini varlıyorsun ona bak sen! İblisini besliyorsan hakikati yitireceksin, hak ve hakikati besleyip büyütüyorsan içindeki iblisi müslüman edeceksin, mümin edeceksin ve nihayet SELAMETE çıkacaksın…
Hz. Muhammed A.S.’ın: “BEN ŞEYTANIMI MÜSLÜMAN ETTİM” beyanındaki hakikat buna delalet eder!
***
* Kafir zannedildiği gibi iman etmeyen demek değildir! İman etmemek sadece bir özelliğidir kafirin. Kafir Yaradanı bildiği halde hakikati İFSAD EDER, İNKAR EDER, ÜZERİNİ ÖRTER! Yani, hakikatin bütün çıplaklığıyla izhar olmasını engeller kendi varlığıyla, üzerini örter, zulmete alet olur, zulmeder, kötülük eder, kendi nefsini hakkın ve hakikatin yerine veya üzerine koyar! Kötülüğü bile bile irade eder. Ebu Cehil hem zannettiğimiz kadar cahil değildi, hem de Allah Taala’ya inanmayan veya İslamı tahayyül edemeyen biri değildi. Ebu Cehil cehaleti, tağutu, sistemi bile bile tercih etti! Dikkat et! Dikkat ediniz! Bu yönüyle Ebu Cehil münafıklardan gömlek gömlek üstündür! Çünkü küfrünü, tercihini açıkça ortaya koymuştur! Bu nüansı yahut detayı sana anlatmamdaki maksat hem kafiri tanıman ve hem de münafığı tanımandır! Ve elbette münafığın kafirden daha korkunç ve alçak olduğudur!.. Münafık şeytan Aleyhi lane gibi sağdan yanaşır ve sinsice yapar düşmanlığını! Kafir ise açıkça yapar!

*Münafık: “Ülkene barış ve demokrasi getireceğim!” diyerek alçakça emellerle davranır! Yine münafıklar gerçeği görür ve bilir ama işine geldiği gibi davranır! Ama kafir sana açıkça: “Ülkeni işgal edeceğim; işgale geliyorum!” der ve gelir! Kafirden ümit kesilmez iman konusunda ama münafık şeytanın tapulu malıdır ve lanetlenmiştir! Münafıklık kadar korkunç bir hastalık yoktur ve nefs işte o münafıklığın üzerini örter veya şirin gösterir insana ve ve insanlığa! İnsanı ebedi helake götürür!

Günümüz dünyasında zulüm işleyenlerin bir kısmı Müslüman, bir kısmı Hristiyan, bir kısmı Yahudi-Musevi, yahut Siyonizm ve sair inanç ve ideolojilere-emellere sahiplerdir malum! Sözüm ona bir tanrıya inanıyorlardır! Yahut inanıyormuş gibi yaparak alçak emellerini gerçeklestiriyorlardır! Demek ki bir tanrıya inamak değildir iman! Ve hatta bir tanrıya inanma-mak da bu cehalet devrinde imansızlık değildir! Fıtratı Müslüman olan nice insan var ama ateist diye geziyor referanssızlıktan! Zahiren müslüman görünüyor bazıları ama hakikatleri; Allah Taala’yı veya İslamı bulamamışlar henüz! Bilmezliklerinin kurbanı durumundalar! Keza Müslüman iddiasında ve kisvesinde olan nice insan var ki Allah korusun bir damla nur yok uhdelerinde ve çorak topraklardan daha korkunç bir durumdalar!

*Şeytan Aleyhi lane’ye gelince! Şeytan Aleyhi lane bütün kötülüklerin faili ve mef’uludür! Fail (özne) ve fiili itibariyle var olan bütün kötülüklerin öznesidir; meful itibariyle de iğvasına uğrattığı kurbanlardır! Burayı iyi anla lütfen! Kötülüğün çoğu asıllar; azmettirenler üzerinden değil de azmettirilenlerin (kurbanların) üzerinden yürür ve çoğalır! Yaratılıştan beri bir hikmet ile yazılıma karışan-karıştırılmasına müsaade edilen; daha doğrusu bu yaratılışın pasif etmenlerinde-yazılımında var olması gereken kötülüğün adıdır şeytan veya iblis. Bizim varlığımız kadar vardır ve somuttur şeytanın varlığı; en az bizim kadar vardır ve bizde vardır! Bunca kötülük neremizden çıkıyor; nereden çıkıyor sevgili insanlar!!?? Lütfen uyanın ve uyandırmaya bakınız birbirinizi kötülüklerden!..
Ve elbette şeytan adem ile cedelleşen bir ‘var’dır; ademin (insanın) varlığına paralel varlık kazanan bir vardır. Şeytanın varlık gerekçesi ve direkt kavgası Yaradan ile değil de insanı yaratması ile ilgilidir! Bu çok önemli bir meseledir. Şeytan Yaradana karşı değil, insanı yaratmasına ve insanın sırrına-insanın sırrındaki hakikatlere karşıdır!Onun davası insanı ifsad etmektir; Hak ve hakikati zerre kadar ifsad edemez! Çünkü gerçekte perdelidir şeytan Aleyhi lane Hak ve hakikatten; perdeli olmasa onda kötülük olmaz ve o kötü olmazdı zaten!

Velhasıl imansız değil Şeytan, ilimsiz değil; Yaradanı yakinen biliyor ve tanıyor ama ademiyetin yaratılışına kötülük olarak karışıyor ve Yaradan da bir oranda ademin imtihan esprisi dolayısıyla “cürmünce izin veriyor Mel’una!”
Özetle: şeytan, sıfatları itibariyle tarafımızdan bilinmediği müddetçe, tanınmadığı müddetçe hakikatin içinde; Yaradan da bilinemez hakkıyla! Hak ve hakikatin selametine çıkmak duası ve dileğiyle!..

Her bilenin üstünde bir bilen olduğunu bilip tasdik ederek acziyetle…
Sürçü lisanımız affola..

Bayram Karaman
7 Eylül 2017 / İstanbul

Telif hakları Bayram Karaman ve Hakikat Okuluna aittir. Ticari yayın mecralarında izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz ve yayımlanamaz.

(Visited 25 times, 1 visits today)

About The Author

You might be interested in

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir